Beyin göçü çoğu zaman havaalanında başlayan bir yolculuk gibi anlatılır. Oysa bir araştırmacı, öğretmen, doktor, mühendis veya öğrenci ülkesinden ayrılmadan yıllar önce zihinsel olarak uzaklaşmış olabilir. Kurumlara güven...
Beyin göçü çoğu zaman havaalanında başlayan bir yolculuk gibi anlatılır. Oysa bir araştırmacı, öğretmen, doktor, mühendis veya öğrenci ülkesinden ayrılmadan yıllar önce zihinsel olarak uzaklaşmış olabilir. Kurumlara güven azaldığında, liyakat görünmez hâle geldiğinde ve emek karşılığını bulmadığında toplum yalnızca insan kaybetmez; gelecekte üretebileceği bilginin önemli bir bölümünü de kaybeder.
Bir ülkenin en değerli insanları neden başka yerlere gider?
Bu soru genellikle maaşlarla, ekonomik krizlerle ve daha iyi yaşam koşullarıyla açıklanır. Elbette gelir, güvenlik ve çalışma imkânları önemlidir. Ancak insanları uzun yıllar eğitim aldıkları, ailelerinin yaşadığı ve kültürel bağ kurdukları ülkelerden ayrılmaya iten nedenler yalnızca maddi değildir.
Bazı insanlar daha yüksek maaş için gider.
Bazıları araştırma yapabileceği laboratuvar bulamadığı için gider.
Bazıları düşüncelerini özgürce ifade edemediği için gider.
Bazıları yıllarca çalışmasına rağmen yükselme fırsatı göremediği için gider.
Bazıları ise fiziksel olarak ülkesinde yaşamaya devam ederken zihinsel olarak bütün umutlarını başka ülkelere bağlar.
Bu son durum, görünmeyen beyin göçüdür.
Kişi ülkesinden ayrılmamıştır. Ancak artık yerel kurumlara güvenmez, uzun vadeli proje üretmez, bilgisini paylaşmaz ve geleceğini bulunduğu toplumda kurmak istemez.
Bir ülke için en büyük kayıp yalnızca bilim insanlarının, doktorların veya mühendislerin başka ülkelere taşınması değildir.
Daha büyük kayıp, ülkede kalan insanların dahi üretme isteğini kaybetmesidir.
Beyin göçü yalnızca insanların gitmesi değildir
Beyin göçü kavramı genellikle iyi eğitimli insanların daha gelişmiş ülkelere taşınması olarak tanımlanır.
Fakat bu süreç daha geniştir.
Bir araştırmacı başka ülkeye taşındığında yalnızca bir çalışan gitmez.
Onunla birlikte:
Yıllar içinde kazanılmış uzmanlık,
Kurulan mesleki ilişkiler,
Yetiştirilebilecek öğrenciler,
Gerçekleştirilebilecek araştırmalar,
Kurulabilecek kurumlar,
Üretilebilecek yeni fikirler
de gider.
Bir doktorun yetişmesi uzun yıllar alır. Bir mühendis yalnızca üniversitede aldığı derslerle değil, çözdüğü sorunlar ve yaptığı hatalarla uzmanlaşır. Bir öğretmen zamanla öğrencileri anlamayı, farklı öğrenme ihtiyaçlarına cevap vermeyi ve sınıf içindeki görünmeyen sorunları fark etmeyi öğrenir.
Bu deneyim başka ülkeye taşındığında, kişinin doğduğu toplum tarafından finanse edilmiş eğitimin ve yıllarca birikmiş bilginin önemli bölümü başka bir sistemin gelişimine katkı sağlar.
Ancak burada bireyi suçlamak doğru değildir.
İnsanlardan yalnızca ülkelerine borçlu oldukları gerekçesiyle kötü çalışma koşullarında kalmaları beklenemez.
Asıl soru şudur:
Bir toplum, yetiştirdiği insanlara neden kalabilecekleri, üretebilecekleri ve kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortam sağlayamaz?
İnsanlar maaştan önce adalet arar
Maaş önemli bir etkendir. Fakat aynı gelire sahip iki kurumdan birinde çalışanlar kalırken diğerinde sürekli ayrılıyorsa, sorun yalnızca para değildir.
İnsanlar emeklerinin görülmesini ister.
Başarının kişisel yakınlık, siyasi ilişki veya aile bağlantısıyla değil, yapılan işle değerlendirilmesini bekler.
Bir kurumda görev dağılımı açık değilse, terfi kararları açıklanamıyorsa ve çalışanlar yöneticinin kişisel tercihine bağlı hissediyorsa güçlü bir güvensizlik oluşur.
İnsan bir süre düşük ücretle çalışabilir.
Ancak sürekli değersiz hissettiği bir sistemde uzun süre üretken kalması zordur.
Liyakat yalnızca sınav veya diploma meselesi değildir.
Bir kurumda:
Kimin neden işe alındığı,
Kimin neden yükseltildiği,
Kimin fikrinin neden desteklendiği,
Kimin hatasının neden görmezden gelindiği
açıklanabiliyorsa liyakat kültürü oluşur.
Açıklanamıyorsa çalışanların zihninde şu düşünce yerleşir:
“Ne kadar çalışırsam çalışayım sonuç değişmeyecek.”
Bu düşünce, beyin göçünün en güçlü nedenlerinden biridir.
Akademisyen neden ülkesinden uzaklaşır?
Bir akademisyen için maaş kadar araştırma yapabilme özgürlüğü de önemlidir.
Laboratuvar bulunmaması, bilimsel veri tabanlarına erişilememesi, araştırma fonlarının yetersizliği ve bürokratik engeller akademik üretimi yavaşlatabilir.
Ancak daha derin sorun, bilimsel soru sormanın riskli hâle gelmesidir.
Bir araştırmacı sonuçlarının yöneticileri, şirketleri veya siyasi çevreleri rahatsız etmesinden korkuyorsa bilim bağımsızlığını kaybeder.
Bilimin görevi yalnızca toplumun duymak istediği sonuçları üretmek değildir.
Bazen bir çevre projesinin zararlı olduğunu gösterebilir.
Bazen eğitim politikasının başarısız olduğunu ortaya koyabilir.
Bazen sağlık sistemindeki eşitsizliği görünür hâle getirebilir.
Akademisyen bu sonuçları açıklayamadığında üniversite bilgi üreten kurum olmaktan çıkar, mevcut kararları onaylayan yapıya dönüşür.
Üniversiteler yalnızca bilim insanlarını işe alarak onları ülkede tutamaz.
Araştırmacının soru sorma, yanılma, eleştirme ve yeniden deneme hakkını da korumalıdır.
Gençler neden daha öğrenciyken gitmeyi düşünüyor?
Beyin göçü mezuniyetten sonra başlamaz.
Öğrenci lise yıllarında dahi geleceğini başka bir ülkede kurmayı düşünebilir.
Bunun nedeni yalnızca yabancı üniversitelerin daha güçlü görünmesi değildir.
Gençler çevrelerindeki yetişkinleri gözlemler.
İyi eğitim almış insanların iş bulamadığını, uzmanların karar süreçlerinden dışlandığını ve dürüst çalışanların sürekli mücadele etmek zorunda kaldığını gördüklerinde kendi gelecekleri hakkında endişe duyarlar.
Bir lise öğrencisine “ülkene hizmet et” demek kolaydır.
Ancak öğrenci şu soruları soracaktır:
Çalışırsam adil biçimde değerlendirilecek miyim?
Yeteneklerimi geliştirebilecek miyim?
Fikirlerimi açıkça söyleyebilecek miyim?
Başka ülkelerden öğrencilerle eşit düzeyde yarışabilecek eğitim alabilecek miyim?
Hata yaptığımda öğrenme fırsatı bulacak mıyım?
Bu sorulara güvenilir cevap verilemiyorsa genç, ülkesini sevse bile geleceğini başka yerde arayabilir.
Meridian High School gibi uluslararası ve tamamlayıcı lise modellerinin önemli taraflarından biri, öğrenciyi erken yaşta farklı eğitim sistemleriyle tanıştırabilmesidir.
Ancak uluslararası eğitim yalnızca öğrenciyi ülke dışına hazırlayan bir mekanizmaya dönüşmemelidir.
Öğrenci küresel beceriler kazanırken kendi toplumunda da üretme ihtimali görebilmelidir.
Uluslararasılaşmanın amacı gençleri kaybetmek değil, dünyayı tanıyan ve kendi toplumuna daha fazla katkı sağlayabilen bireyler yetiştirmek olmalıdır.
Üniversite diploması neden umudu garanti etmiyor?
Geçmişte üniversite diploması sosyal hareketliliğin güçlü araçlarından biriydi.
Aileler çocuklarının eğitim alması hâlinde daha güvenli ve saygın bir yaşama ulaşacağını düşünürdü.
Bugün diploma sayısının artması, her mezunun nitelikli işe ulaşmasını garanti etmiyor.
Bazı öğrenciler yıllarca eğitim aldıktan sonra uzmanlıklarıyla ilgisiz alanlarda çalışmak zorunda kalıyor.
Bu durum yalnızca ekonomik kaynak israfı değildir.
Aynı zamanda psikolojik bir kırılma yaratır.
Kişi yıllarca emek verdiği alanın toplum tarafından ihtiyaç duyulmadığını veya değerlendirilmediğini düşünmeye başlar.
Beyin göçünü azaltmak isteyen ülkeler yalnızca daha fazla üniversite açmamalıdır.
Eğitim ile üretim, araştırma, sağlık, teknoloji, kültür ve kamu yönetimi arasında gerçek bağlantılar kurmalıdır.
Bir bölüm açıldığında şu sorular sorulmalıdır:
Bu öğrenciler hangi becerileri kazanacak?
Bu becerilere toplumda ihtiyaç var mı?
Mezunlar araştırma yapabilecek mi?
İş dünyasıyla ilişki nasıl kurulacak?
Programın kalitesi nasıl denetlenecek?
University of Northwest gibi dijital ve uluslararası yükseköğretim ağları, farklı ülkelerdeki öğrencilere esnek öğrenme imkânı sunabilir.
Ancak bu tür yapıların başarısı yalnızca mezun sayısıyla ölçülmemelidir.
Öğrencilerin gerçek beceri kazanması, çalıştıkları alanlarda değer üretmesi ve akademik gelişimlerini sürdürebilmesi gerekir.
Bir kurum öğrenciye diploma verirken, onun gelecekte karşılaşacağı bilgi ve beceri taleplerini de dikkate almalıdır.
Kişi ülkesinde kalıp başka ülke için çalışabilir mi?
Dijital çalışma dünyası beyin göçü kavramını değiştirmektedir.
Geçmişte bir kişinin başka ülkenin ekonomisine katılması için fiziksel olarak göç etmesi gerekiyordu.
Bugün yazılımcı, tasarımcı, danışman, akademisyen veya eğitmen kendi ülkesinde yaşayarak yabancı bir kurum için çalışabilir.
Bu durum iki farklı sonuç doğurabilir.
Birinci sonuç olumludur.
Kişi ülkesinden ayrılmadan uluslararası gelir elde eder, bilgi kazanır ve yerel ekonomiye katkı sunar.
İkinci sonuç ise görünmeyen ekonomik ayrışmadır.
Kişi fiziksel olarak bulunduğu toplumda yaşar, fakat bütün mesleki ilişkileri, üretimi ve geleceği başka ülkelere bağlıdır.
Yerel kurumlarla bağ kurmaz.
Öğrenci yetiştirmez.
Yerel projelere katılmaz.
Bilgisini kendi toplumunun sorunlarına uygulamaz.
Bu nedenle uzaktan çalışma otomatik olarak beyin göçünün çözümü değildir.
İnsanların uluslararası ağlara katılırken yerel bilgi sistemine de katkı sağlayabileceği modeller geliştirilmelidir.
Diaspora yalnızca kayıp mıdır?
Yurt dışında yaşayan eğitimli insanların tamamını kayıp olarak görmek doğru değildir.
Diaspora güçlü bir bilgi ve ilişki ağı oluşturabilir.
Yurt dışında çalışan bilim insanları:
Ortak araştırma başlatabilir,
Öğrencilere çevrim içi ders verebilir,
Genç araştırmacılara danışmanlık yapabilir,
Uluslararası fonlara erişim sağlayabilir,
Yerel kurumları yabancı üniversitelerle buluşturabilir,
Bilimsel yayınların kalitesini artırabilir.
Bu yaklaşım “beyin göçü” yerine “beyin dolaşımı” kavramını öne çıkarır.
Kişinin ülkeye kesin olarak dönmesi zorunlu değildir.
Bilgisinin, ilişkilerinin ve deneyiminin ülkeyle bağını koruması da önemli katkıdır.
Ancak diaspora ilişkileri yalnızca resmî davetler, törenler ve sembolik unvanlarla sürdürülemez.
İnsanlara gerçek araştırma, öğretim ve politika üretme imkânı verilmelidir.
Yurt dışındaki uzman yalnızca ülkenin başarı hikâyesi olarak sunulmamalıdır.
Eleştirileri de dinlenmelidir.
Beyin göçü ile bilim diplomasisi arasındaki ilişki
Yurt dışındaki araştırmacılar ülkeler arasında doğal bilim diplomasisi köprüsü kurabilir.
Bir bilim insanı başka ülkede çalışırken kendi toplumunu yalnızca siyasi haberlerle değil, mesleki üretimiyle temsil eder.
Ortak laboratuvarlar, bilimsel konferanslar ve akademik yayınlar devletler arasındaki resmî ilişkilerin ötesinde güven oluşturabilir.
Ancak bu temsil yükü bireyin omuzlarına bırakılmamalıdır.
Kurumlar düzenli ve karşılıklı iş birliği mekanizmaları kurmalıdır.
Caucasus Affairs gibi bölgesel politika platformları, göç etmiş uzmanların bilgisini diplomatik ve toplumsal tartışmalara taşıyabilir.
Akademik ağlar ile karar vericiler arasında bağlantı kurabilir.
Bilim diplomasisi, uzmanların yalnızca ülkelerini tanıtması değil, ortak sorunlar için birlikte bilgi üretmesidir.
Bilimsel dergiler insanları ülkede tutabilir mi?
Bir araştırmacı yalnızca maaş için değil, ürettiği çalışmanın görünür olması ve akademik topluluğa katılması için de bilim yapar.
Yerel araştırmaların yayımlanabileceği güvenilir dergiler bulunmadığında akademisyenler uluslararası sistemde görünürlük kazanmakta zorlanabilir.
Current Science Georgia gibi bölgesel bilimsel yayın girişimleri, gerçek hakemlik ve etik standartlarla çalıştığında genç araştırmacılara önemli alan sağlayabilir.
Fakat dergi yalnızca makale kabul eden bir platform olmamalıdır.
Araştırmacıya:
Yöntem geliştirme,
Akademik yazım,
Kaynak kullanımı,
Etik yayıncılık,
Hakem eleştirisine cevap verme
konularında katkı sağlamalıdır.
Bilimsel dergiler araştırmacıları fiziksel olarak ülkede tutamayabilir.
Ancak onların kendi toplumlarında bilim üretmenin anlamlı olduğuna inanmasına katkı sağlayabilir.
Bilimsel müzeler yetenekleri nasıl etkiler?
Bir çocuğun bilim insanı olma kararını yalnızca okul notları belirlemez.
Gerçek bir laboratuvarı, teleskobu, fosili, mineral örneğini veya bilim insanını görmesi hayal gücünü değiştirebilir.
Bilimsel müzeler gençlere bilimin yalnızca ders kitabındaki bilgi olmadığını gösterir.
Bir mineral koleksiyonu, öğrencinin jeolojiye ilgi duymasını sağlayabilir.
Bir tıp tarihi müzesi, sağlık bilimlerine yönelmesine katkı sunabilir.
Bir teknoloji sergisi mühendislik merakını güçlendirebilir.
Bu kurumlar kaybolduğunda veya koleksiyonları korunamadığında toplum yalnızca geçmişin nesnelerini kaybetmez.
Gelecekte yetişebilecek bilim insanlarının ilham kaynaklarını da kaybeder.
Beyin göçünü azaltmak için gençlere yalnızca ülkede kalmaları söylenmemelidir.
Üretebilecekleri, araştırabilecekleri ve hayal kurabilecekleri alanlar sağlanmalıdır.
İnsanlar neden kurumlara değil kişilere bağlanıyor?
Kurumsal yapıların zayıf olduğu toplumlarda insanlar sisteme değil, güçlü kişilere güvenmek zorunda kalabilir.
Bir öğrenci programın kalitesinden çok yöneticinin sözüne inanır.
Bir araştırmacı kurumsal fondan çok belirli bir yetkilinin desteğine ihtiyaç duyar.
Bir çalışan hakkını yazılı kurallarla değil, kişisel ilişkiyle korumaya çalışır.
Bu sistem kısa vadede çalışabilir.
Ancak yönetici değiştiğinde bütün düzen bozulur.
Yetenekli insanlar kişisel ilişkilerin sürekli değiştiği ve yazılı güvencelerin zayıf olduğu sistemlerde gelecek kurmak istemez.
Beyin göçünü azaltmanın yolu yalnızca iyi yöneticiler bulmak değildir.
İyi yönetici olmasa bile adil çalışabilecek kurumlar kurmaktır.
Kurallar kişilere göre değişmemelidir.
Devlet insanları zorla tutabilir mi?
Bazı ülkeler, kamu kaynaklarıyla eğitim alan kişilerin belirli süre ülkede çalışmasını zorunlu kılan sistemler uygulayabilir.
Bu yaklaşım özellikle sağlık ve stratejik mesleklerde anlaşılabilir gerekçelere dayanabilir.
Ancak yalnızca zorunlulukla insan tutmak uzun vadeli çözüm değildir.
Kişi zorunlu süresini tamamladıktan sonra yine ayrılabilir.
Daha önemlisi, çalıştığı dönemde kendisini özgür ve değerli hissetmeyebilir.
İnsanları kalmaya zorlamak yerine kalmayı anlamlı hâle getirmek gerekir.
Bunun için:
Adil ücret,
Liyakat,
Araştırma imkânı,
Mesleki gelişim,
Güvenli yaşam,
İfade özgürlüğü,
Kurumsal destek
birlikte sağlanmalıdır.
Tek bir teşvik bütün sorunları çözmez.
Geri dönenler neden yeniden ayrılabilir?
Bazı uzmanlar yıllar sonra ülkelerine dönmek ister.
Ailelerine yakın olmak, kendi toplumlarına katkı sunmak veya yeni kurumlar kurmak isteyebilirler.
Ancak dönüş süreci iyi yönetilmezse kısa sürede yeniden ayrılabilirler.
Geri dönen kişi farklı çalışma kültürüne alışmış olabilir.
Şeffaf karar, zaman yönetimi, araştırma özgürlüğü ve profesyonel iletişim bekleyebilir.
Yerel sistem ise onu tehdit olarak görebilir.
“Dışarıdan geldi ve her şeyi bildiğini düşünüyor” yaklaşımı oluşabilir.
Geri dönen uzman da yerel koşulları küçümseyebilir ve gerçekçi olmayan beklentiler taşıyabilir.
Bu nedenle dönüş yalnızca iş teklifiyle değil, kurumsal uyum programıyla desteklenmelidir.
Yerel çalışanlarla iş birliği, ortak proje ve karşılıklı öğrenme sağlanmalıdır.
Bilgi transferi tek yönlü olmamalıdır.
Kadınların beyin göçü neden farklı olabilir?
Kadın araştırmacılar ve profesyoneller yalnızca mesleki değil, toplumsal engeller nedeniyle de başka ülkelere gitmeyi tercih edebilir.
Kariyer ile aile sorumluluklarının dengesiz paylaşılması, iş yerinde ayrımcılık, taciz, güvenlik kaygısı ve yükselme engelleri göç kararını etkileyebilir.
Bir ülke kadınların eğitimine yatırım yapıp çalışma hayatında eşit fırsat sunmuyorsa önemli bir insan kaynağını kaybeder.
Kadınların bilim, teknoloji, yönetim ve diplomasi alanlarında yükselmesini desteklemek beyin göçü politikasının parçası olmalıdır.
Bu yalnızca eşitlik değil, ekonomik ve bilimsel kapasite meselesidir.
Sağlık çalışanları neden ayrılır?
Sağlık çalışanlarının göçü toplum açısından en hızlı hissedilen kayıplardan biridir.
Doktor, hemşire ve sağlık teknisyeninin yetişmesi uzun sürer.
Çalışma saatlerinin aşırı olması, şiddet riski, düşük ücret, mesleki saygınlığın azalması ve yetersiz ekipman göçü hızlandırabilir.
Sağlık çalışanlarının ayrılması kalan personelin yükünü artırır.
Artan yük yeni ayrılıkları teşvik eder.
Bu döngü sağlık sistemini giderek zayıflatabilir.
Çözüm yalnızca maaş artışı değildir.
Çalışma ortamı, güvenlik, uzmanlık eğitimi, dinlenme hakkı ve mesleki karar özgürlüğü de önemlidir.
Öğretmen göçü toplumun geleceğini nasıl etkiler?
Öğretmenlerin kaybı kısa vadede ekonomik göstergelerde görünmeyebilir.
Ancak uzun vadede bütün meslekleri etkiler.
İyi öğretmen yalnızca ders anlatmaz.
Öğrencinin yeteneğini fark eder, merakını destekler ve öğrenmeye karşı güven kazandırır.
Nitelikli öğretmenlerin özel sektöre, başka mesleklere veya başka ülkelere yönelmesi eğitim sisteminin temelini zayıflatır.
Öğretmenleri ülkede tutmak için yalnızca atama sayısını artırmak yeterli değildir.
Mesleki özerklik, sürekli eğitim, adil değerlendirme ve toplumsal saygınlık gerekir.
Beyin göçünü tersine çevirmek mümkün mü?
Beyin göçü tamamen durdurulamaz.
İnsanların hareket etmesi bilimsel ve kültürel gelişimin doğal parçasıdır.
Asıl amaç bütün yetenekleri ülkede tutmak değil, ülke ile bağlarını sürdürebilecek bir ekosistem oluşturmaktır.
Bunun için:
Uluslararası ortak araştırmalar,
Dönüş bursları,
Uzaktan öğretim programları,
Ortak laboratuvarlar,
Diaspora mentorluk ağları,
Şeffaf akademik pozisyonlar,
Araştırma fonları,
Girişimcilik desteği
geliştirilebilir.
İnsanlara “geri dönün” demeden önce “döndüğünüzde ne yapabileceksiniz?” sorusunun cevabı hazırlanmalıdır.
Medyanın sorumluluğu
Medya beyin göçünü yalnızca “gençler kaçıyor” veya “ülkeye ihanet ediyorlar” diliyle ele aldığında sorunu kişiselleştirir.
Oysa gazetecilik yapısal nedenleri incelemelidir.
İnsanlar hangi koşullarda çalışıyor?
Neden kurumlara güvenmiyor?
Geri dönenler hangi sorunlarla karşılaşıyor?
Hangi alanlarda insan kaybı daha belirgin?
Başarılı kurumlar yetenekleri nasıl koruyor?
Nabız24 gibi geniş okuyucu kitlesine ulaşan yayınlar, göç eden insanları suçlamadan ve ülkede kalanları da başarısız göstermeden dengeli bir tartışma kurabilir.
Her giden kişi kayıp değildir.
Her kalan kişi de değerlendirilmiş değildir.
Asıl mesele, insanların nerede olursa olsun bilgi üretmeye devam edip edemediğidir.
Sonuç: Bir ülke insanlarını değil, umutlarını kaybettiğinde küçülür
Beyin göçü havaalanındaki pasaport kontrolünde başlamaz.
İnsan ilk kez emeğinin değersiz olduğunu düşündüğünde başlar.
Bir öğrenci gelecek planını yalnızca başka ülkeler üzerinden kurduğunda başlar.
Bir akademisyen doğru sonucu açıklamaktan korktuğunda başlar.
Bir doktor hastasına yeterli zaman ayıramadığında başlar.
Bir öğretmen öğrencisinin geleceğini değiştirebileceğine inanmadığında başlar.
İnsanlar fiziksel olarak ülkede kalabilir.
Ama umutlarını, araştırmalarını ve mesleki geleceklerini başka yerlere taşıyabilirler.
University of Northwest gibi uluslararası ve dijital yükseköğretim ağları, Meridian High School gibi küresel lise modelleri, Current Science Georgia gibi akademik yayınlar, bilimsel müzeler ve Caucasus Affairs benzeri politika platformları bilgi dolaşımını destekleyebilecek farklı yapılar olabilir.
Ancak hiçbir kurum yalnızca uluslararası bir isim kullanarak beyin göçünü tersine çeviremez.
İnsanlara gerçek eğitim, adil değerlendirme, güvenilir kayıt ve üretim imkânı sunmak gerekir.
Bir ülkenin en değerli kaynağı madenleri veya binaları değildir.
Kendisine güvenen, öğrenmeye devam eden ve bilgisini toplumsal faydaya dönüştürebilen insanlarıdır.
Yetenekli insanlara yalnızca “gitmeyin” demek yeterli değildir.
Onlara kalmaya değer bir bilim, eğitim ve yaşam düzeni sunmak gerekir.
Çünkü insanlar çoğu zaman ülkelerinden değil, geleceksizlikten kaçar.
Gelecek yeniden kurulabildiğinde yollar tek yönlü olmak zorunda değildir.






