Devletler birbirine sert mesajlar verirken bilim insanları aynı laboratuvarda çalışabiliyor, ortak nehirleri ölçebiliyor ve salgınlara karşı aynı veriyi paylaşabiliyor. Kameraların önünde görünmeyen bu ilişki biçimi, uluslararası siyasetin en...
Devletler birbirine sert mesajlar verirken bilim insanları aynı laboratuvarda çalışabiliyor, ortak nehirleri ölçebiliyor ve salgınlara karşı aynı veriyi paylaşabiliyor. Kameraların önünde görünmeyen bu ilişki biçimi, uluslararası siyasetin en etkili fakat en az konuşulan araçlarından biri olarak öne çıkıyor.
Birbirleriyle diplomatik ilişkileri zayıflayan iki ülke düşünün. Büyükelçiler geri çağrılmış, siyasi açıklamalar sertleşmiş, sınırda güvenlik önlemleri artırılmış olsun. Televizyon ekranlarında karşılıklı suçlamalar sürerken, aynı ülkelerden bilim insanları bir deprem ağı üzerinde veri paylaşmaya, gökyüzünü aynı teleskoplarla incelemeye veya sınır aşan bir nehrin kirlenmesini birlikte ölçmeye devam edebilir.
Bu tablo ilk bakışta çelişkili görünür. Oysa uluslararası sistemde siyasetin kapattığı kapıların tamamı aynı anda kapanmaz. Bazen bilimsel iş birliği, resmî diplomasinin ilerleyemediği yerde iletişim için dar fakat hayati bir geçit bırakır.
Bu geçidin adı bilim diplomasisidir.
Bilim diplomasisi; bilimsel bilgi ve uluslararası iş birliğinin küresel sorunların çözümünde ve devletler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde kullanılması, aynı zamanda diplomatik mekanizmaların bilimsel ortaklıkları kolaylaştırması anlamına gelir. Avrupa Birliği’nin diplomatik yaklaşımında kavram; diplomasinin bilimsel iş birliğini mümkün kılması ve bilimin ülkeler arasında güven oluşturacak bir araç olarak kullanılması şeklinde açıklanıyor. UNESCO da bilim diplomasisini, uluslararası ilişkileri güçlendirmek ve ortak sorunlarla mücadele etmek için bilimsel bilgi ve iş birliğinden yararlanılması olarak tanımlıyor.
Ancak bilim diplomasisini yalnızca bilim insanlarının konferanslara katılması veya ülkelerin araştırma anlaşmaları imzalaması şeklinde görmek eksik olur. Kavramın asıl gücü, tarafların siyasi görüş ayrılıklarını tamamen çözmeden de ortak bir gerçeklik üzerinde çalışabilmeleridir.
Bir virüsün genomu, bir depremin merkez üssü, atmosferdeki karbon miktarı veya bir nehrin debisi siyasi sloganlara göre değişmez. Bilim, bütün anlaşmazlıkları sona erdiremez; fakat üzerinde konuşulabilecek ortak bir zemin oluşturabilir.
Diplomasinin dili değişirken
Klasik diplomasi uzun süre büyükelçilikler, resmî notalar, zirveler, kapalı toplantılar ve devlet başkanlarının görüşmeleri üzerinden tanımlandı. Günümüzde ise uluslararası ilişkiler yalnızca diplomatların yürütebileceği kadar basit değildir.
Salgınlar sınır kapılarında durmaz. İklim sistemleri pasaport taşımaz. Deniz kirliliği münhasır ekonomik bölgelerin çizgilerine göre hareket etmez. Depremler, kuraklık, enerji güvenliği, uzay faaliyetleri, yapay zekâ, siber güvenlik ve gıda krizleri tek bir ülkenin kendi başına çözebileceği meseleler değildir.
Bu nedenle modern diplomasi giderek daha fazla bilimsel uzmanlığa ihtiyaç duyuyor.
Bir ülke komşusuyla su paylaşımını müzakere ederken yalnızca hukukçulara değil; hidroloji uzmanlarına, iklim bilimcilere, ziraat mühendislerine ve ekonomistlere de ihtiyaç duyar. Bir salgın sırasında sağlık bakanlarının siyasi kararları; epidemiyolojik veriler, laboratuvar sonuçları ve risk modelleri olmadan etkili olamaz. Uzay faaliyetleri konusunda yapılacak bir anlaşma ise mühendislik gerçekleri bilinmeden hazırlanamaz.
Bilim diplomasisinin bir yönü, karar vericilerin bilimsel bilgiden yararlanmasıdır. İkinci yönü, diplomatların ülkeler arasındaki araştırma ortaklıklarının önündeki siyasi ve idari engelleri kaldırmasıdır. Üçüncü ve belki de en dikkat çekici yönü ise bilimsel iş birliğinin, siyasi ilişkileri zayıf ülkeler arasında güven üretmesidir.
Bilim burada yalnızca bilgi kaynağı değildir. Aynı zamanda temas biçimidir.
Antarktika: Barışın laboratuvarı
Bilim diplomasisinin en güçlü örneklerinden biri Antarktika’dır.
Dünyanın en sert iklim koşullarından birine sahip olan kıta, aynı zamanda ülkelerin egemenlik, güvenlik ve kaynak çıkarlarının kesişebileceği son derece hassas bir coğrafyadır. Buna rağmen Antarktika, uzun süredir bilimsel araştırma ve barışçıl iş birliği fikri etrafında yönetilmektedir.
Antarktika Antlaşması, kıtanın barışçıl amaçlarla kullanılmasını, bilimsel araştırma özgürlüğünü ve ülkeler arasında bilimsel iş birliğini temel ilkeler olarak kabul eder. Antlaşmanın oluşumunda, farklı ülkelerin bilim insanlarını bir araya getiren Uluslararası Jeofizik Yılı’nın başarısı etkili olmuş; bilimsel araştırma Antarktika sisteminin merkezinde kalmıştır. Antlaşma aynı zamanda bilimsel gözlem ve sonuçların paylaşılmasını teşvik eder.
Antarktika örneğinin önemi yalnızca kıtanın korunmasında değildir. Burada ülkeler bütün siyasi anlaşmazlıklarını çözmüş değildir. Fakat üzerinde anlaşabildikleri bir alan oluşturmuşlardır: bilimsel araştırma.
Bir ülkenin araştırma istasyonundan elde edilen meteorolojik veri, başka bir ülkenin iklim modelini geliştirebilir. Buz çekirdekleri yalnızca bir devletin geçmişini değil, gezegenin atmosfer tarihini anlatır. Penguen popülasyonlarındaki değişim veya buzulların hareketi, ulusal değil küresel sonuçlar taşır.
Bilimsel gerçekliğin ortak olması, onu koruyacak iş birliğini de zorunlu kılar.
Antarktika, diplomasinin her zaman dostluk üzerine kurulmadığını gösterir. Bazen diplomasi, karşılıklı güvenin tam olmadığı bir ortamda ortak kurallara uymayı başarabilmektir.
Aynı laboratuvarda buluşan rakipler
Bilim diplomasisinin bir başka simgesi Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’dir.
CERN’de dünyanın farklı bölgelerinden bilim insanları, evrenin temel yapısını anlamak amacıyla aynı deneylerde görev yapıyor. Kurumun kendi anlatımına göre temel işlevlerinden biri, ülkeleri bilim yoluyla bir araya getirmek ve uluslararası araştırma iş birliğini geliştirmektir. CERN bünyesindeki deneyler, çok sayıda ülkeden üniversite ve araştırma kurumlarının katıldığı büyük ortaklıklar biçiminde yürütülüyor.
Bu iş birliğinin dikkat çekici tarafı, katılımcı ülkelerin her konuda aynı siyasi çizgide bulunmamasıdır.
Laboratuvar ortamında başarı, ulusal söylemden çok ölçümün doğruluğuna bağlıdır. Dedektörün bir parçasını geliştiren mühendis ile veriyi analiz eden fizikçi, birbirlerinin ülkelerinin dış politikasını desteklemek zorunda değildir. Fakat deneyin başarılı olması için aynı teknik standartlara, ortak zaman çizelgesine ve doğrulanabilir verilere güvenmek zorundadır.
Bu zorunlu güven, siyasi güvenin yerini tamamen tutmaz. Ancak insanların birlikte çalışabileceğini gösteren somut bir deneyim oluşturur.
Bir araştırmacı yıllarca başka bir ülkeden meslektaşıyla aynı problem üzerinde çalıştığında, o ülkeyi yalnızca haberlerdeki siyasi görüntüler üzerinden tanımaz. Karşısında veriye itiraz eden, hata yapan, çözüm bulan ve ortak başarıya katkı sağlayan bir insan görür.
Bilim diplomasisinin kalıcı etkilerinden biri de budur: devletlerin soyut ve sert kimliklerinin arkasında profesyonel insan ilişkileri oluşturmak.
Orta Doğu’da parçacık fiziğiyle kurulan köprü
CERN’in deneyiminden esinlenen SESAME araştırma merkezi, bilimsel iş birliğinin siyasi bakımdan zorlu coğrafyalarda da mümkün olabileceğini gösteren önemli girişimlerden biridir.
Ürdün’de kurulan merkez, Orta Doğu ve çevresindeki ülkelerden bilim insanlarını ortak araştırma altyapısı etrafında bir araya getiriyor. CERN, SESAME’yi kendi uluslararası bilimsel iş birliği modelinin bölgesel yansımalarından biri olarak tanımlıyor ve siyasi bakımdan karşı karşıya gelebilen toplumların aynı bilimsel yapıda yer alabildiğine dikkat çekiyor.
Bu tür merkezler tek başına bölgesel çatışmaları sona erdiremez. Bir parçacık hızlandırıcısı, sınır anlaşmazlıklarını veya tarihsel travmaları ortadan kaldırmaz.
Fakat ortak laboratuvar farklı bir ilişki modeli sunar.
Orada bir araştırmacının kimliği yalnızca milliyetiyle belirlenmez. Uzmanlık alanı, geliştirdiği yöntem, yürüttüğü deney ve bilimsel katkısı da kimliğinin parçası olur. İnsanlar birbirlerini yalnızca rakip devletlerin vatandaşları olarak değil, aynı problemi çözmeye çalışan meslektaşlar olarak görmeye başlar.
Bu değişim küçük görünebilir. Ancak kalıcı barış genellikle büyük anlaşmalardan önce, insanların birbirleriyle çalışabileceğini öğrendiği daha küçük alanlarda filizlenir.
Hastalıkların pasaportu yoktur
Sağlık, bilim diplomasisinin en doğrudan hissedildiği alanlardan biridir.
Bulaşıcı hastalıklar, ülkelerin siyasi ilişkilerinin iyi veya kötü olmasına bakmaz. Bir salgının erken tespiti, laboratuvar verilerinin paylaşılması, aşı geliştirilmesi ve sağlık personelinin eğitilmesi uluslararası iş birliği gerektirir.
Çiçek hastalığının dünya çapında ortadan kaldırılması, sağlık alanındaki küresel iş birliğinin tarihsel başarılarından biri olarak kabul edilir. Dünya Sağlık Örgütü, bir zamanlar milyonlarca insanın ölümüne yol açan hastalığın küresel aşılama ve izleme çalışmaları sonucunda ortadan kaldırıldığını belirtiyor; hastalığın doğal dolaşımdaki son vakaları 1970’li yıllarda görülmüş ve küresel eradikasyon daha sonra resmen ilan edilmiştir.
Bu başarı yalnızca tıbbi bir keşfin sonucu değildi. Aşının bulunması gerekliydi, fakat yeterli değildi.
Ülkelerin vaka bildirmesi, sağlık ekiplerinin sınır aşması, aşıların ulaştırılması, toplumların ikna edilmesi, laboratuvarların sonuç paylaşması ve siyasi yönetimlerin ortak programa katılması gerekiyordu.
Başka bir ifadeyle bilim çözümü üretti; diplomasi çözümün dünyaya ulaşmasını sağladı.
Sağlık diplomasisinin en önemli dersi şudur: bilgi saklandığında bütün ülkeler daha savunmasız hale gelebilir. Bir devlet kısa vadede itibarını korumak için salgın verilerini gizlerse, uzun vadede hem kendi toplumunu hem diğer toplumları daha büyük tehlikeye atabilir.
Bilim diplomasisi bu nedenle yalnızca iş birliği değil, şeffaflık kültürüdür.
Su, sınırları tanımayan stratejik mesele
Dünyadaki birçok nehir, göl ve yer altı suyu sistemi birden fazla ülke tarafından paylaşılır. Yukarı havzadaki bir baraj, aşağı havzadaki tarımı etkileyebilir. Bir ülkedeki endüstriyel kirlilik, komşu ülkenin içme suyuna ulaşabilir. Aynı yer altı suyu rezervinden kontrolsüz çekim yapılması, sınırın diğer tarafındaki kuyuları kurutabilir.
UN-Water verilerine göre sınır aşan sular, dünya tatlı su akışlarının büyük bir bölümünü oluşturuyor ve çok sayıda ülke en az bir ortak nehir, göl veya yer altı suyu sistemine bağlı bulunuyor. Kurum, bu kaynakların etkili biçimde yönetilebilmesi için ülkeler arasında düzenli toplantı, veri paylaşımı, ortak kurumlar ve eş güdümlü yönetim planları gerektiğini vurguluyor.
Su diplomasisi yalnızca diplomatların masa başında miktar paylaşması değildir.
Bir nehrin ne kadar su taşıdığını, kuraklığın debiyi nasıl değiştirdiğini, tarımın ne kadar tüketim yarattığını ve ekosistemin yaşaması için ne kadar su bırakılması gerektiğini bilim insanları ölçer.
Taraflar aynı ölçümlere güvenmiyorsa müzakere daha başlamadan çöker.
Bir ülke kendi istasyonlarının verilerini açıklamıyor, diğerinin verilerini siyasi gerekçelerle reddediyor veya ölçüm yöntemleri farklı sonuçlar veriyorsa, teknik anlaşmazlık kısa sürede siyasi krize dönüşebilir.
Bu nedenle ortak izleme istasyonları, paylaşılan veri tabanları ve bağımsız bilimsel komisyonlar barışın teknik altyapısıdır.
Barış bazen büyük cümlelerle değil, iki ülkenin aynı ölçüm cihazının sonucunu kabul etmesiyle başlar.
Bilim insanı diplomat değildir, ama köprü kurabilir
Bilim insanlarının görevi ulusal dış politika yürütmek değildir. Araştırmacılar da seçilmiş siyasi temsilciler değildir. Bu nedenle bilim diplomasisi, bilim insanlarının diplomatların yerini alması anlamına gelmez.
Fakat bilim insanlarının sahip olduğu bazı özellikler uluslararası iletişimi kolaylaştırabilir.
Bilimsel çalışma, iddiaların kanıtla desteklenmesini gerektirir. Sonuçların başka araştırmacılar tarafından kontrol edilebilmesi beklenir. Hataların düzeltilmesi ve yöntemlerin açıkça tanımlanması esastır. Bu ilkeler kusursuz işlemez; bilim dünyasında da rekabet, önyargı ve çıkar çatışmaları bulunabilir.
Yine de ortak yöntem fikri, farklı kültürlerden gelen insanların birlikte çalışmasını kolaylaştırır.
Bir diplomatın “güven artırıcı tedbir” dediği şey, bilim insanı için ortak veri paylaşım protokolü olabilir. Bir barış görüşmesinde kurulması istenen sürekli temas, bilim dünyasında ortak proje toplantıları aracılığıyla zaten gerçekleşebilir.
Bu temaslar özellikle resmî ilişkilerin bozulduğu dönemlerde değer kazanır.
Ülkeler siyasi düzeyde görüşmeyi durdurduğunda bile üniversiteler, bilim akademileri, sağlık kurumları veya çevre araştırma merkezleri arasındaki profesyonel bağlar tamamen kopmayabilir. Bu ağlar, ilişkilerin ileride yeniden kurulabilmesi için kurumsal hafızayı koruyabilir.
Bilim her zaman tarafsız bir alan mıdır?
Bilim diplomasisini romantikleştirmek de tehlikelidir.
Bilimsel bilgi güç üretir. Nükleer teknoloji enerji sağlayabilir, fakat silah geliştirilmesinde de kullanılabilir. Biyoteknoloji hastalıkları tedavi edebilir, ancak kötüye kullanım riski taşır. Yapay zekâ sağlık ve eğitimde fayda sağlayabilirken gözetim, propaganda ve askerî sistemlerde de kullanılabilir.
Bu nedenle devletler bilimsel iş birliğine yalnızca insanlığın ortak iyiliği açısından yaklaşmaz. Ekonomik rekabet, askerî kapasite, teknoloji üstünlüğü ve veri kontrolü de kararları etkiler.
Kraliyet Bilimler Akademisinin bilim diplomasisine ilişkin değerlendirmeleri, bilimsel iş birliğinin olumlu diplomatik sonuçlar üretme kapasitesi yanında ulusal güvenlik, teknoloji rekabeti ve iş birliğinin gerçek amaçlarının açıkça tanımlanması gereğine de dikkat çekiyor.
Bilim diplomasisinin karanlık tarafı, iş birliği görüntüsü altında tek taraflı bilgi toplama veya teknoloji transferi yapılabilmesidir. Araştırmacılar uluslararası projelerde yer alırken veri sahipliği, fikrî mülkiyet, güvenlik ve etik konularını göz ardı edemez.
Aynı şekilde “bilimsel gerçek” ifadesi, siyasi kararları tartışılmaz hale getirmek için kullanılmamalıdır.
Bilim bir durumun olası sonuçlarını gösterebilir. Ancak toplumun hangi riski kabul edeceği, kaynakların nasıl dağıtılacağı ve hangi ahlaki önceliklerin seçileceği yalnızca laboratuvarın belirleyebileceği kararlar değildir.
Bilim bilgi sağlar; siyaset değerler arasında tercih yapar.
Sağlıklı bilim diplomasisi, bu iki alanı birbirine karıştırmadan iş birliği kurabilmelidir.
Küçük devletler için büyük fırsat
Bilim diplomasisi yalnızca büyük güçlerin aracı değildir.
Askerî veya ekonomik kapasitesi sınırlı ülkeler, belirli bilimsel alanlarda uzmanlaşarak uluslararası görünürlük kazanabilir. Bir ülke deprem araştırmaları, tropikal hastalıklar, deniz bilimi, tarım teknolojileri, siber güvenlik veya kültürel miras korumasında bölgesel merkez haline gelebilir.
Bu tür uzmanlık, ülkeye geleneksel güç araçlarının sağlayamayacağı bir itibar kazandırır.
Bilimsel güvenilirlik, uluslararası sistemde “yumuşak güç” oluşturabilir. İyi çalışan bir laboratuvar, tarafsız kabul edilen bir araştırma merkezi veya başarılı bir burs programı, ülkenin başka toplumlarla kurduğu ilişkinin niteliğini değiştirir.
Özellikle siyasi kutuplaşmanın yüksek olduğu bölgelerde bağımsız ve güvenilir bilim kurumları, devletler arasında temas alanı açabilir.
Bunun için yalnızca bina yapmak yeterli değildir. Bilimsel özgürlük, liyakat, araştırma etiği, şeffaf finansman ve uluslararası yayın kalitesi sağlanmalıdır.
Aksi halde “bilim merkezi” adı taşıyan kurumlar gerçek diplomatik değer üretmez.
Bir ülke bilim diplomasisini nasıl kurar?
Etkili bilim diplomasisi rastlantısal ilişkilerle sürdürülemez. Devletlerin uzun vadeli bir yapı kurması gerekir.
Dışişleri bakanlıklarında bilim ve teknoloji konularını anlayan uzmanların bulunması önemlidir. Büyükelçiliklerin yalnızca siyasi ve ticari temas yürütmesi değil, üniversiteler, araştırma merkezleri, teknoloji şirketleri ve bilim insanlarıyla düzenli ilişki kurması gerekir.
Bilim müşavirlikleri, ortak araştırma fonları ve araştırmacı değişim programları bu yapının araçlarıdır.
Ancak en önemli unsur güvendir.
Bir ülke yabancı araştırmacılara sürekli kuşkuyla yaklaşırken aynı zamanda uluslararası bilim merkezi olamaz. Akademik özgürlüğü kısıtlarken bilim diplomasisi yürütemez. Verileri siyasi nedenlerle değiştiren veya kamuoyundan gizleyen kurumlar uzun vadede ortaklık kuramaz.
Bilimsel itibar, resmî tanıtım kampanyalarıyla değil, yıllar boyunca tutarlı davranışla oluşur.
Bir laboratuvarın sonucu gerektiğinde iktidarın hoşuna gitmeyebilir. Gerçek bilim diplomasisi, yalnızca ülkeye olumlu imaj sağlayan sonuçları değil, rahatsız edici gerçekleri de kabul edebilen bir yönetim kültürü gerektirir.
Geleceğin büyük krizleri bilim masasında başlayacak
Önümüzdeki yılların en önemli uluslararası anlaşmazlıkları yalnızca sınır çizgileri üzerinden yaşanmayacak.
Atmosferin kullanımı, yapay zekâ standartları, genetik veri, uzaydaki yörüngeler, deniz altı kaynakları, kutup bölgeleri, temiz enerji teknolojileri ve küresel sağlık güvenliği giderek daha fazla önem kazanacak.
Bu alanların her biri yoğun bilimsel bilgi gerektiriyor.
Teknik ayrıntıları anlamayan diplomasi etkisiz kalabilir. Diplomatik sonuçları hesaba katmayan bilimsel faaliyet ise çatışma yaratabilir.
Bu nedenle geleceğin diplomatları yalnızca tarih ve hukuk değil, teknoloji ve bilim okuryazarlığı da edinmek zorunda kalacak. Bilim insanları da çalışmalarının siyasi, ekonomik ve güvenlik sonuçlarını daha iyi anlamalıdır.
İki alan arasındaki mesafe azaldıkça yeni bir meslek profili ortaya çıkacaktır: bilimsel bilgiyi politikaya, siyasi ihtiyaçları da bilim dünyasına doğru ve dürüst biçimde aktarabilen uzmanlar.
Sessiz diplomasinin gerçek gücü
Bilim diplomasisi büyük törenleri sevmez. Çoğu zaman manşetlere çıkmaz.
Bir sınır nehrindeki ölçüm cihazını birlikte kontrol eden iki mühendis, ortak bir aşı projesinde çalışan laboratuvar ekipleri veya aynı teleskoptan gelen veriyi inceleyen araştırmacılar siyasi kahramanlar olarak görülmez.
Fakat uluslararası sistem yalnızca liderlerin zirveleriyle ayakta durmaz.
Dünya, her gün veri paylaşan, ortak standart geliştiren, numuneleri karşılaştıran, birbirlerinin hesaplamalarını kontrol eden ve siyasi gerilimlere rağmen meslektaşlık ilişkisini sürdüren binlerce insanın görünmeyen emeğiyle de yönetilir.
Bilimin diplomasideki gerçek gücü, çatışmayı sihirli biçimde sona erdirmesi değildir.
Onun gücü, taraflara hâlâ birlikte yapılabilecek bir şey bulunduğunu göstermesidir.
Bazen ortak bir hastalıkla mücadele edilir. Bazen aynı gökyüzüne bakılır. Bazen buzullar ölçülür. Bazen bir nehrin suyu paylaşılır.
Bu ortak çalışmalar, toplumlara şu temel gerçeği hatırlatır:
İnsanların siyasi kimlikleri farklı olabilir; ancak yaşadıkları gezegen, karşı karşıya kaldıkları riskler ve aradıkları bilginin büyük bölümü ortaktır.
Devletlerin birbirini dinlemediği zamanlarda bilim konuşmaya devam edebilir.
Ve kimi zaman barış, tam da o sessiz konuşmanın içinden doğar.






